Ana Sayfa
Ben
Sohbet
İletişim
 

$eçmece Müzikler

   ChatLak-Seçmece :)
 İletişim
 

$iirLEr

   Ali KINIK - Bildiğin Gibi Değil
 Ali Kınık - Firari Sevdam
 ChatLak - Ben Aşkı BöyLe Yaşarım
 ChatLak - deneme turku
 ChatLak - Gülüm Beni Çok Ararsın
 ChatLak - Yine Sensiz
 ChatLak-Cay Karasi
 Niran Ünsal - Gönül Hancım
 Ruzgar - Zifiri
 Sen Vurdun da Ben Ölmedim mi?
 Yeni Şiir
 

Aslıhan Özçelebi Şiirleri

   Aslıhan Özçelebi - Ayrılmasaydık Evlenir miydik?
 Aslıhan Özçelebi - Ben Hayatta Kalıyorum
 Aslıhan Özçelebi - Bitti..!
 Aslıhan Özçelebi - Ey Hayat Hazır Mısın?
 Aslıhan Özçelebi - Galiba...
 Aslıhan Özçelebi - Gitmek İstiyorum..!
 Aslıhan Özçelebi - Hadi Artık Başla.. Ömrünün Yırtık Sayfalarını Yamalamaya..!
 Aslıhan Özçelebi - Hazin Bir Ömrün Hesabındayım..!
 Aslıhan Özçelebi - Helal Etmiyorum Hakkımı Sana!!!
 Aslıhan Özçelebi - Huzurevinden Mektup
 Aslıhan Özçelebi - İzin Verin Kendime Geleyim..!
 Aslıhan Özçelebi - Kalemimi Kıracak Gücüm Yok Benim..!
 Aslıhan Özçelebi - Rabbim......( Aslolan Şiir )
 Aslıhan Özçelebi - Seni Sevmenin Sırası Değil İşte
 Aslıhan Özçelebi - Şarkıların Günahı Yok Acıtan Sensin İçimi
 Aslıhan Özçelebi - Tükenen Sabrımın Emrini Gönderiyorum Sana Gözyaşlarımla...
 Aslıhan Özçelebi - Ve Sen...
 Aslıhan Özçelebi - Yalvarma Sırası Artık Senin
 Aslıhan Özçelebi - Yaradan Aşkına Unutma Beni...
 Aslıhan Özçelebi - Yolun Açık Olsun..!
 Aslıhan Özçelebi - Yürek Sevgi İçin Adı Konmuş Bir Mekandır Sadece...
 

Aşk & Sevgi

   Aşk Durumunuz
 Aşk Haritası
 Aşk Hikayeniz :)
 Aşk Nedir ?
 Aşk Sözleri
 Aşk Türleri
 Aşkta Gizlilik
 Ateşli Aşk
 Yaz Aşkı
 

Atatürk

   Atatürkün Ailesi
 Atatürkün Anzak Ordusunun Türk Ordusu Hakkında ki Görüşleri
 Atatürkün Askeri Hayatı
 Atatürkün Çocukluk Yılları
 Atatürkün Doğduğu Şehir ( Selanik )
 ATATÜRKün Hakkında Bilinmesi Gereken 30 Şey
 Atatürkün Harp Okulu Yılları
 Atatürkün Katıldığı Savaşlar
 Atatürkün Künye Bilgileri
 Atatürkün Matematik Tutkusu
 Atatürkün Ordu Kumandanı Olarak Mustafa Kemal ATATÜRK
 ATATÜRKün oturduğu Köşk, Saray ve Evler
 Atatürkün Öğrenim Hayatı
 Atatürkün Samsuna Çıkışı
 

güzel sözler

   anlamlı sözler
 güzel sözler
 özlü sözler
 

Hazır Sms/Mesaj

   Aşk Sözleri
 Ayrılık Sözleri
 Doğum Günü Sözleri
 DostLuk SözLeri
 Kandil Sözleri
 

Kankigiller&Video

   Enis&Serkan - Kanrevan
 Enis&Serkan&Serdar& Davut - Saydım
 Serkan - Enis - Çay Karası
 Serkan&Serdar - Asla
 Serkan&Serdar - Gibiyim
 Serkan&Serdar - Kanrevan
 

Komik SesLer

   Kuş Gribi :)
 Mazotçu :)
 Polis amca komik
 

Sohbet Odaları

   arkadaş
 bedava chat
 cam chat
 canlı chat
 canlı görüntülü chat
 canlı kameralı chat
 canlı sesli chat
 canli canli chat
 canli chat odasi
 canli sohbet
 canli sohbet odalari
 canli sohbet odasi
 chat kanalları
 chat odaları
 chat odalari
 chat odasi
 chat siteleri
 görüntülü chat
 islami chat
 kameralı chat
 konya chat
 sesli chat
 sohbet odalari
 sohbet odasi
 turk chat
 turkce canli chat
 turkce canli sohbet
 turkce canli sohbet odalari
 turkce sohbet
 turkce sohbet odalari
 turkce sohbet odasi
 türk chat
 Türkçe sesli chat
 Türkçe Sesli Sohbet
 www chat
 

Şiir

   Can Yücel Bağlanmayacaksin
 
            turkce chat, turkce sohbet, türkçe chat, türkçe chat odası ve odaları
 

 

  Rumuz & Nick

    

Sifreniz var Ise

    

 

 

            Atatürkün Katıldığı Savaşlar
 

 


TRABLUSGARP SAVAŞI
 

İtalya, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bugün Libya adıyla anılan Kuzey Afrikadaki Trablusgarp ve Bingaziyi ile geçirmeyi planlamıştı. O dönem İngiltere Mısıra, Fransa da Tunusa hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarpa dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransayla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarpı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911de Osmanlı Devletine savaş ilan etti. 5 Ekim 1911de Trablusa asker çıkardı. 20 Ekime kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti.

Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarpı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı. Enver Bey, Trablusta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı. Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa Kemal, 8 Aralık 1911de Trablusgarpa geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşını kazandı. Dernede 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören Mustafa Kemal, 6 Mart 1912de Derne komutanı oldu. Dernede başarılı savunma muharebeleri yaptı.

Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşının çıkması üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım 1911de Trablusgarp ve Bingaziyi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbula döndüler.

 


BALKAN SAVAŞI


Balkanlarda dört devlete ( Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ) karşı savaşan Osmanlı devleti savaş sonucunda yenilmiş ve savaş sonrası yapılan Londra antlaşmasıyla tüm balkan topraklarını ve Trakya’daki topraklarını kaybetmiştir. Ancak kısa bir süre sonra Balkan Devletlerinin Osmanlı devletinden aldıkları topraklar paylaşamamaları ve kendi aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle II.Balkan Savaşı çıkmıştır. Osmanlı Devleti’de bu durumdan yararlanarak kaybettiği toprakları geri almak için harekete geçmiştir. Bu dönemde Balkan Savaşlarına katılmak amacıyla Trablusgarptan İstanbul’a dönen Mustafa Kemal Paşa Geliboluda görevlendirilmiştir.

II.Balkan Savaşı esnasında Trakyada Bulgarlara karşı verilen mücadeleye Mustafa Kemal, Bolayır Kolordusu Kurmay Başkanı olarak katılmıştır. Bolayır Kolordusu Bulgarlar a karşı büyük başarılar kazanmış ve Edirne’yi Bulgarlardan geri almıştır.
 

Aynı yıl içerisinde Mustafa Kemal Sofya askeri ataşeliğine atandı. II.Balkan Savaşları sonucunda yapılan İstanbul antlaşmasıyla Meriç nehri sınır kabul edilmiş Böylece Osmanlı Devleti I. Balkan Savaşında kaybettiği topraklardan bir kısmını geri almayı başarmıştır.

 

 


ÇANAKKALE SAVAŞI



I. Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin en başarılı olduğu cephe Çanakkale Cephesi dir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.

İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusyayla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusu na gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusyayı rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına harekat düzenlediler.

İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazından geçişlerine 18 Mart 1915te başarıyla karşı konuldu.

Alman ve Türk Paşalar Gelibolu Yarımadasındaki tabyaları denetliyor (1915)

İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadasına asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar.

25 Nisan 1915te Arıburnuna çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemalin komuta ettiği birlik Conkbayırında durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.

General Hamilton (İng.) ve General Gouraund (Fr.) durum değerlendirmesi yaparlarken ( 1915 )

General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915te 1. Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustosta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşına katılan Türk Ordusundan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkalenin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915te Anafartalar ve Arıburnundan, 8-9 Ocak 1916da Seddülbahirden kesin olarak çekildiler.

 

 


ARIBURNU MUHABERELERİ

Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile Küçük Arıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı - Kocaçimen Tepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.

25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu Kesimine çıkmak zorunda kalır.

Arıburnunda Türk askerleri siperde

Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz.

Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı - Kocaçimen Tepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57. Alayı bir batarya ile Kocaçimen Tepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür.

Ruşen Eşref Ünaydın ile Atatürk, Ertuğrul Yatında ( 05 Haziran 1928 )

O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır. 

“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... 

Bu askerlerin önüne kendim çıkarak :

- Niçin kaçıyorsunuz ? dedim. -Efendim düşman dediler !

- Nerede ?

- İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. 

Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye... Düşman da bu tepeye gelmiş... Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere : 

- Düşmandan kaçılmaz, dedim.

- Cephanemiz kalmadı, dediler.

- Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim. 

Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”

Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğünün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır. Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşanın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alaya şu emri verir:

Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.

25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı - Kocaçimen Tepe - Kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır.

 


ANAFARTALAR MUHABERELERİ


  25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hemde Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler.
Atatürk, Anafartalarda (1915)

Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yer alan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, Çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır. Bu amaçla da, 9. İngiliz Kolordusunu, 6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan Von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.

Liman Von Sanders ve Mustafa Kemal ATATÜRK

Liman Von Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar. Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı, 12. Tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7. Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler. 

Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir:

"...Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireç Tepe - Anzak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim "

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman Von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar, siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşamamıştır.

Çanakkale Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken önemli bir diğer nokta da şudur : tüm bu çarpışmalar ve karşılıklı saldırılar sırasında, Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. İster Seddülbahir’de, ister Suvla’da ya da, Anafartalar’da olsun durum aynıdır. Örneğin Kızılhaç çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar yapılmamıştır.

Tepeler Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum sayılmamıştır.

MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :

" 10 Ağustos 1915. Conkbayırını almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım. Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırında çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Beyden başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkalenin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular. "

 


DOĞU CEPHESİ

2 Kasım 1914te Rus kuvvetlerinin Karsa doğru taarruzuyla cephede savaşlar başladı. 6/9 Kasım 1914te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar yenilince biraz geri çekildiler.

  22 Aralık 1914te Başkomutan Vekili Enver Paşanın çetin kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta 3. Orduya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit verildi.

1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirti aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915te kurtarıldı.

Ruslarla Doğu Anadolu’da sürdürülen savaşta Ermeni çeteler Rus ordusunun yanında yer aldı ve Osmanlı yönetimine karşı silahlı ayaklanma başlattı, sivil halkı hedef alan saldırılara girişti

1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar Kafkasyadaki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916da Erzurum düştü. Trabzona da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu hattına çekildi. Mart 1916da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından işgal edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Orduyu Kazım Karabekir komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916da atama emrini alan Mustafa Kemal, Edirneden Diyarbakıra kaydırılan 16. Kolordunun komutanı olarak, 15 Mart 1916da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916da Muş ve Bitlis Ruslardan kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.

Büyük Ekim Devrimi : Çarlık rejimi yıkıldı, Lenin önderliğindeki Bolşevikler iktidarı ele geçirdi

1917 yılında Rusyada iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917de Bolşevikler devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan çekildiler. 18 Aralık 1917de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadoluyu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918de Brest Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars, Ardahan ve Batumun Osmanlı İmparatorluğuna bırakılması saptandı. Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan Ermeni taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak zorunda kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar, Kars, Ardahan, Batum kurtarıldı ve Gümrüye girildi.

 


SURİYE - FİLİSTİN CEPHESİ

  İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi Paşayı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalına tamamen egemen oldular. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşanın, 14 Ocak 1915te 14.000 deveyle iki koldan Süveyş Kanalına yaptığı harekat ( 1.Kanal Savaşı ) başarılı olamadı. 4 Şubat 1915te Birüsseba - Gazzeye geri dönüldü. 1916 yılında Süveyş Kanalını almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordudan bir kısım birlikler Hicaza gönderildi. Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917 baharında İngilizler, Gazzeye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı. İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar.
                Abbas Hilmi Paşa

 Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları üzerine, Cemal Paşanın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriyede kullanılması kararlaştırıldı. Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor yazarak 6 Ekim 1917de komutanlıktan istifa etti. Savaş hazırlıklarını tamamlayan İngilizler, 24 Ekim 1917de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze Savaşını kazandılar. 9 Kasım 1917de Kudüs düştü. General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt - Amman taarruzları başarıyla durduruldu. 1918 yılında Falkenhaynın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına General Liman von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanlığına Mustafa Kemal Paşa yeniden döndü. Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül 1918de Filistinde başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen İngilizlerin eline geçti.


Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanı iken...

Yıldırım Ordular Komutanı, Halepte savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal Paşaya bırakıp, Adanaya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halepin kuzeyinde bir savunma hattı kurup İngilizleri durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918de Mondros Mütarekesinden bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığına atandı.

 

 


I. İNÖNÜ SAVAŞI

  Yunanlılar, Bursa ve Uşak mıntıkalarından Eskişehir ve Afyon istikametlerinde 6 Ocak 1921de ileri harekata geçtiler. Yunan harekatı üç koldan ilerleyerek İnönü önünde birleşiyordu. Yunanlılar, 3 günlük yürüyüşten sonra 9 Ocak günü İnönü mevzilerinin önüne gelmişlerdi. Asıl savaş 10 Ocak günü sabah saat 06.30da Yunanlıların taarruza geçmesi ile başladı. Saldırısı kırılan düşmana karşı savaş 10 Ocak 1921de kazanıldı. Savaşın İnönü bölgesinde yapılması bir tesadüf değildi. İnönü savaşlarının zamanını Yunanlılar, fakat savaş alanını Türkler seçmişlerdi. Türk ordusunun savunma planına göre, Bursa ve Kocaeli yönünden gelecek bir düşman taarruzu İnönüde karşılanacaktı. 11 Ocak 1921de o güne kadar fazla kayıp vermiş ve çok hırpalanmış olan düşman, daha fazla ilerlemeye kendisinde kudret göremeyerek, tekrar Bursa civarındaki eski mevzilerine çekilmek zorunda kaldı.

I. İnönü Savaşı - 1921

   

Böylece dinamik bir sevk ve idare sistemiyle düşmanın iki misli kuvvetlerine karşı, zayıf kuvvetlerle yoğun bir savunma yapılmış ve düşman ordusu üç gün içinde yenilerek geri çekilmeye mecbur bırakılmıştır.

I. İnönü Zaferi sonunda Albay İsmet Bey, 1 Mart 1921de generalliğe yükseltildi. Kazanılan bu zaferin tarihi önemi, Batı Cephesinde kazanılan ilk zafer oluşu ve Sevr tatbikçilerine milli teşkilatın ne demek olduğunu göstermesidir.

I. İnönü Savaşıyla Kuva-yı Milliye devri son bulmuş, Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ve ordusunun içerde ve dışarıda itibarı birden yükselmiş, ordunun ve Meclisin otoritesi artmıştır.

II. İnönü Savaşı Londra Konferansının bir sonuç vermemesi, Sevr projesini uygulamak için İtilaf Devletlerini yeni bir çabaya yöneltmiş ve bu amaçla Yunan işgal ordusunu savaşa teşvik etmişlerdi. Bundan faydalanan Yunanlılar, 23 Mart 1921de Bursadan İnönü istikametine ilerlemeye başladılar. Türk ordusunun yüksek azim ve imanla savaşması, 31 Mart 1921 akşamına kadar süren kanlı çarpışmalar sonunda düşmanı İnönüde ikinci defa perişan etti. Yaptıkları iki saldırının da püskürtülmesi üzerine Yunan kuvvetleri, 31 Mart gecesinden itibaren çıkış mevzilerine çekilmeye başladılar, çekilen düşman, süvari birliklerimizle izlenmiş ve düşmana çekilirken de kayıplar verdirilmiştir. Fevzi Paşanın ( Çakmak ) Mecliste bu savaştan bahsederken söylediklerinden anlaşıldığına göre, Yunan ordusunun amacı mutlaka yenmekti. Başkumandanları Papulas, bu sebeple Karaköye gelmiş ve alaylarını bizzat birbiri ardınca savaşa sokmuştur. Düşman bir taraftan kesin olarak Türk ordusunu yenmek ve dört beş günde Eskişehire, bir ayda da Ankaraya gelerek Sevr Antlaşmasını kabul ettirmek amacındaydı. Düşmanın hareketlerinden amacını anlayan kumandanlık, lazım gelen önlemleri almıştı. İsmet Paşa bir taraftan da düşmana umduğu yerde değil, bizim istediğimiz yerde savaşı yaptırmak suretiyle, düşmanın savaş planını başarısızlığa uğratmıştır. Milli Kurtuluş Savaşında bu zafer, Mustafa Kemalin güzel ifadesiyle, milletin maküs ( tersine dönmüş ) talihini de yenen bir zafer olmuştur.

 

 


SAKARYA SAVAŞI

İnönüde ikinci kez yenilen Yunanlılar, ordularını güçlendirmek amacıyla kuvvetlerini artırmışlardı. Türk Ordusu ise henüz hazırlıklarını tamamlayamamış, yurdun bütün kaynaklarından faydalanma imkanını bulamamıştı. Ancak II. İnönü Savaşından sonra, Güney Cephesi kaldırılmış, Güney ve Batı cepheleri birleştirilmişti. Böylece Batı Cephesinde daha fazla kuvvet toplamak imkanı sağlanmıştı.  Yunanlılar, 10 Temmuz 1921de iki ayrı cepheden taarruza geçerek Türk Ordusunu yok etmek istediler.

Desteklenmiş kuvvetleriyle güçlü bir şekilde ilerlemeyi başardılar. Türk Ordusu, zor durumdan kendisini kurtarmak amacıyla Eskişehire kadar çekildi. Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921de Batı Cephesi karargahına geldi ve durumu yakından görüp inceledi. Ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakaryanın doğusuna kadar çekilmesini gerekli gördü. Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921de taktik savunma yapmak amacıyla Sakaryanın doğusuna çekildi.  Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları Sakaryanın doğusuna çekilmekle askeri bakımdan büyük bir avantaj elde etti. Türk kuvvetleri için zor olsa da, Yunanlılar için daha zor olan bir durum oluşturuldu. Böylece, Türk kuvvetleri düşmanın gelişen taarruzlarının tehdidinden kurtarılmış, Sakaryanın doğusunda yeniden düzenlenerek savunma gücü artırılmıştı. Yunanlılar ise mevzilerini genişletmişler, ulaştırma şartları zor bir arazide ilerlemek ve ikmal yapmak zorunda kalmışlardı.

Sakarya gerisine çekilme, halkın maneviyatı üzerinde ciddi bir sarsıntı oluşturmuştu ve Mecliste de bunun belirtileri ortaya çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşanın muhalifleri; "Ordu nereye gidiyor, millet nereye götürülüyor? Bu hareketin elbette bir sorumlusu vardır, o nerededir? Bu çok acı veren durumun ve yürekler acısı görünümün gerçek sorumlusunu ordunun başında görmek isterdik" diyerek Mustafa Kemal Paşaya dil uzatmaya başladılar.

Büyük Millet Meclisinde ve dışarıda son çare ve son tedbir olarak Mustafa Kemal Paşanın ordunun başına geçmesinde fayda umulduğu yolunda bir kanaat oluştu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, 4 Ağustos 1921de Büyük Millet Meclisine verdiği bir önerge ile Başkumandanlığı kabul ettiğini bildirdi ve ancak Meclisin elindeki yetkileri de fiilen kullanmayı talep etti. Bu önerge üzerine Mustafa Kemal Paşanın muhalifleri, kendisine Başkomutan ünvanını ve Meclisin yetkilerini kullanmak hakkını önce vermek istemediler. Ancak ünvan ve yetki, 5 Ağustos 1921 tarihli kanunla tanındı.

 Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921de Polatlıdaki Cephe Karargahına giderek ordunun başına geçti. Cephede teftiş yaparken, attan düşerek birkaç kaburga kemiği kırıldı. Savaşı cephede yaralı ve kaburga kemiği sarılı bir şekilde idare etmek zorunda kaldı.

23 Ağustosta düşman ordusu ciddi olarak cephemize taarruz etti. Ordumuz. 100 kilometrelik cephe üzerinde cereyan eden meydan muharebesinde, düşmanın üstün kuvvetlerini ilk önce yıpratarak, taarruza devam etmekten yoksun bir hale getirdi. 23 Ağustostan 13 Eylüle kadar gece gündüz aralıksız yirmi iki gün devam eden bu kanlı savaştan sonra, düşman ordusu mağlup ve perişan bir şekilde cepheyi terketti.

Sakarya Meydan Savaşı sonucu, askeri harekat yön değiştirmiştir. Sakarya, geri çekilme ve gerilemenin durdurulduğu ileri gidişin başladığı noktayı oluşturmuştur. Sakarya Zaferi, bütün memlekette günlerce süren coşkun sevinç gösterilerine ve heyecanlı kutlamalara vesile oldu.

Meclis, 19 Eylül 1921de kabul edilen bir kanunla, Türk Milletinin bir şükranı olarak Mustafa Kemal Paşaya Mareşallık rütbesi ve Gazilik ünvanını verdi. Sakarya Zaferi, dış ilişkilerimizde durumumuzun düzeltilmesine ve itibarımızın artmasına yardımcı oldu. 9 Haziran 1921den beri Ankarada Fransız temsilcisi Franklin Bouillonla görüşmeler yapılmaktaydı. Bu görüşmeler, Sakarya zaferinden sonra, 20 Ekim 1921de Ankarada olumlu bir şekilde sonuçlanarak, Ankara İtilafnamesi adıyla tarihe geçen bir antlaşmayla noktalandı.

Sakarya zaferi, askerlik ve politika bakımından da Kurtuluş Mücadelemizin önemli bir merhalesi oldu. Yunan ordusunun taarruz kabiliyeti kırıldı.

 

 

 


BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHABERESİ

Sakarya Savaşından sonra, kamuoyunda ve TBMMnde taarruz için sabırsızlık baş göstermişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 4 Mart 1922de Büyük Millet Meclisinin gizli bir toplantısında endişe ve huzursuzluk duyanlara açıklamalar yapmıştı. "Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür" diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlıyordu.

Haziran 1922 ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçmek kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı. Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu komutanlarını Akşehire davet etti. Böylece Yunanlıların ve İşgal Devletlerinin dikkatleri çekilmeyecekti. 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi.

TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taaruzdan önce, TBMM balkonundan geçit töreninde askerleri selamlarken ( 20 Temmuz 1922 )

Mustafa Kemal Paşa, daha sonra 20 Ağustos 1922de Ankaradan Akşehire giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustosda Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmişti.

 

26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak) , Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepedeki yerini aldı.

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taaruz öncesi, Afyon Kocatepede
( 26 Ağustos 1922 )

   

Büyük taarruz burada başladı. Topçuların sabah saat 04:30da taciz ateşi ile başlayan harekat, saat 05:00de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 06:00da Tınaztepeye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepeyi ele geçirdiler. Bundan sonra, saat 09:00da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepeden Çiğiltepeye kadar onbeş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi.

5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü. 26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruzu, Genelkurmay Başkanlığınca TBMMne bildirildi. Bu haber Meclisi coşturdu ve heyecanlı gösterilere vesile oldu. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan üstü çabalarla gerçekleştirildi.

27 Ağustos saat 18:00de, Afyon 8. Tümen tarafından kurtarıldı. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyona taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5. Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı.

Büyük Taarruzun son safhası askeri tarihimize Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınarda Gazi Mustafa Kemal Paşanın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922nin gurur verici zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan Egeye doğru ilerlemesini uygun buldu.

 

Yunan Kumandan Trikopis’in, kılıcını Atatürk’e teslim ettiği yer
( Eski Başkumandanlık Karargahı)

" Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri " diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922de verdi. Yunanlılar, İzmire doğru kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir ele geçirilmişti. Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmire girdi. Sabuncu Belden geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmire doğru akarken, bunun solunda 1. Tümen de Kadife Kaleye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı Tuzluoğlu Fabrikasından geçerek Kordonboyuna ulaştı.

Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5. Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadife Kaleye bayrağımızı çektiler. İzmirde askerlerimiz coşku içinde karşılandılar ve çiçek yağmuruna tutuldular. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmirin kurtuluşunu Belkahveden seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak katedip İzmire ulaşması içerde ve dışarda hayret ve takdir uyandırdı. Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda da İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türklerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular.

Lord Kinrossa göre, "İngiltere, ciddi bir krizle karşı karşıya bulunduğunu anlamaya başlıyor. Halk, Türklerle yeni bir savaştan korkuyordu"

11 Ekim 1922de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşmasıyla, silahlı çatışma durdurulduğu gibi, Edirne dahil Trakyanın da Türkiyeye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edildi. Anadoluda Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Lloyd George, bu gelişmeler üzerine istifa etti.

 
            Toplist Kodları
 

  Sevgi Aşk Arama motorlaryna kayyt, sunucu baryndyrma, hosting,
co-location, webhosting

 
  Site içerikleri canlı sohbet | sohbet | sohbet | sohbet odaları | turkce chat sohbet  | chat